Yükleniyor...

İkinci İsrail; Amerika Birleşik Devletleri

İkinci İsrail; Amerika Birleşik Devletleri Eski ABD Genelkurmay Başkanı Thomas Moorer: "Şimdiye kadar hiçbir başkanın İsrail'e karş...


İkinci İsrail; Amerika Birleşik Devletleri
İkinci İsrail; Amerika Birleşik Devletleri



Eski ABD Genelkurmay Başkanı Thomas Moorer: "Şimdiye kadar hiçbir başkanın İsrail'e karşı koyduğunu görmedim. İsrail her zaman istediğini elde eder. Amerikan halkı eğer İsrail'in hükümetimiz üzerindeki etkisini bilseydi hemen ayaklanırdı. Milletimizin neler döndüğünden haberi yoktur." (They Dare to Speak Out, sh.161)


Yahudiler, değiştirilmiş Tevrat'ta vaadedilen dünya krallıklarını kurma yolunda, siyaseti, güçlü bir silah olarak kullanmayı başarmışlardır. Ken­dilerinden sayıca daha çok ve güçlü olan diğer milletlerin devletlerini ve mülklerini ele geçirmek için, her zaman açıkça savaş açmamışlardır. Pek çok zamanda, bir takım gizli yöntemler kullanarak ülkelerin yönetim meka­nizmalarını kontrolleri altına almışlardır.


Mason bir önderin mensup bulunduğu topluluk da Masondur (Türk Mason Dergisi, sh.3032) prensi­biyle, ülkelerin kilit noktalarına, Masonları, Yahudileri ve Yahudi sempati­zanı yöneticileri yerleştirmişlerdir. Aşağıdaki Tevrat ayetleri, Yahudilerin kullandığı bu yöntemin kaynağıdır:

"Ve ecnebiler senin duvarlarını yapacaklar ve kralları sana hizmet edecekler." (İşaya Bölümü, 60/10)

"Ve krallar sana uşak olacaklar... Yere kapanıp ayaklarının tozunu yalayacaklar.” (İşaya Bölümü 49/23)

Bu taktik doğrultusunda, Yahudiler içinde bulundukları ülkeleri kendi çıkarlarına uygun olarak yönlendirmişlerdir. Maddi yönden güçlü devletler, Siyonizmin çıkarlarına daha çok yarayacağı için, daha büyük önem taşımıştır.

19.yy.'da Yahudilerin gözdesi İngiltere olmuştur. Her ülkede faaliyet göstermekle beraber Yahudiler, İngiltere'ye büyük önem vermiş, o dönemde dünyanın bir numaralı gücü olan bu ülkeyi tamamen yönetimleri altına almışlardır. Mason ve Yahudi başbakanlar, devlet adamları İngiltere'yi Siyonizm'in kalesi haline dönüştürmüşlerdir. Hatta Yahudi Başbakan Benjamin Disraeli döneminde ingiltere'nin isminin İsrail olarak değiştirilmesi bile parlementoda oylanmıştır.
ABD'yi kuran üç kişi - George Washington - robert morris - haym salomon

Ortada ABD'nin ilk devlet başkanı George Washington, solunda Yahudi banker Robert Morris ve sağında yine Yahudi olan Haym Salomon.

Amerikan ihtilali, bu iki Yahudi'nin yaptığı büyük para yardımlarıyla gerçekleştirildi. Amerika, daha ilk kurulduğu yıldan itibaren sürekli bir Yahudi ve Mason hakimiyeti altında kaldı. 20.yy.'da dünya güç dengelerinin değişmesiyle, Yahudilerin bir numaralı silahı, İngiltere'den sonra Amerika olmuştur. Hemen her ülkede örgütlenmiş olmalarına rağmen, bu yüzyılda Yahudilerin göz bebeği artık ABD'dir. Amerika, ilk günden beri Yahudilerin ilgi alanına girmiştir. Zengin doğal kaynaklara ve yeni imkanlara sahip olması sebebiyle Yahudiler, bu ülke üzerinde ısrarla durarak, büyük yatırımlar yapmış ve daha kuruluş safhasında ülkeyi Yahudi kontrolü altına almışlardır.


"Amerikan istiklâlinin bir numaralı adamı George Washington, diğer birçok Birleşik Devletler Cumhurbaşkanı gibi Masondur." (Mimar Sinan, s.1,)

Amerikan bağımsızlık beyannamesini imzalayan 56 kişiden 53'ü Masondur. İhtilalin fikir babası ve organizatörü konumunda Benjamin Franklin de Yahudi ve Masondur. Bununla ilgili olarak bir Mason yayını olan Mimar Sinan "Kardeşlerim, Masonluğun etkisi, önce 1774'de Amerika'nın bağımsızlığında ve 1789'da Fransız Devriminde görülmüştür. Bu hareketlerin başında bulunanlar kıyafeti ile çoğunlukla kardeşlerimizdir." (s. 82, sh.5)

Mason Üstadı Enver Necdet Egeran Amerika üzerindeki Mason etkisini şöyle anlatıyor:

"Amerika Birleşik Devletlerini ve Hür, Demokratik ve Laik idare sistemini kuranlar George Washington başta olmak Üzere Amerikan Masonlarıdır." (Üstad Mason Dr. Enver Necdet Egeran, Gerçek Yüzüyle Masonluk, sh. 28)

Bundan sonra da Siyonizm, Amerika üzerinde gücünü devam ettirmiş ve Mason devlet adamlarının idaresindeki Amerika, her zaman Siyonist hedefler doğrultusunda yönetilmiştir. Amerika'nın dünya üzerinde yönlendirici rol oynayacak bir ülke konumuna gelmesi, bu ülkede zaten var olan Yahudi hakimiyetinin artmasına neden olmuştur. 20.yy.'da ABD, İsrail'den sonra ikinci bir İsrail olmuştur.

Bağımsız gibi görünen bu ülke aslında tamamen Yahudi kontrolü altındadır. Bu yüzden Amerika, milletlerarası ilişkilerinde ve iç siyasetinde hep İsrail'in koruyucusu olmuştur. Dünya tarihinde, Yahudilerin menfaati ile sonuçlanan her olayın arkasında Amerika vardır. İsrail, Amerika'nın beyni konumundadır.

"Onların krallarını zincir­lerle ve ileri gelenlerini demir bukağılar ile bağlasınlar."

(Tevrat, Mezmurlar Bölümü, 149/8)

Bu Tevrat ayetinin anlattığı şekilde Yahudiler, ABD içinde çok güçlü bir sistem kurmuşlardır. Sermayeyi elinde tutan Yahudi lobisi her şeyi kontrol etmektedir. Bu çevreye kendini beğendiremeyen hiçbir devlet adamının görevinde yükselmesi, hatta görevinde kalabilmesi mümkün değildir.

Mason locaları dünyada en yaygın olarak Amerika'da mevcuttur. Ve diğer Masonik örgütler de yine en fazla burada teşkilatlanmıştır.

Yahudilerin Amerika'daki üstünlükleri ekonomik, politik, kültürel, eğitim ve istihbarat gibi pek çok alandaki etkinliklerine bağlanabilir. Bu alanların birbiriyle bağlantısı nedeniyle, Yahudiler gün geçtikçe daha da güçlenerek Amerikan yönetim sisteminde geniş bir ağ örmüşler, Amerika'yı iç ve dış politikada yönlendiren bir topluluk haline gelmişlerdir.

Amerika'nın İç Yüzünü Açıklayan Eserler

Bu bölümdeki yazılarda kaynak olarak Amerika'daki Yahudi hakimiyetini ortaya döken iki kitap kullanmak­tayız, bu kitapların her ikisi de bu ülkedeki gerçekleri açaklamak amacıyla kaleme alınmıştır. Bu kitaplar hakkında kısa bir bilgi sunuyoruz:

The Lobby

Amerika'da milyonlarca satan ve büyük yankı uyandıran, Yahudi lobisinin gücünü anlatan "The Lobby" kitabının yazarı Edward Tiunan, birçok tehdit ve baskıyla karşılaşmıştır. Tiunan, kitabı hazırlarken karşılaştığı bu zorluklardan ve aldığı tehdit­lerden kitabının önsözünde şöyle bahsediyor:

"Konu çok hassas ve politik açıdan çok tehlikeliydi. Yahudi liderler kongre üyeleri ve onların dostları, Yahudilerin ABD üzerindeki planlarını örtbas etmeyi tercih ediyorlardı. Bu konuda defalarca uyarıldım."

They Dare to Speak Out: People and Insti­tutions Confront Israel's Lobby

Amerikalı Yahudilerin ve israil'in, Beyaz Saray üstündeki baskılarını anlatan bir başka kitap da "They Dare to Speak Out" tur. Aylarca ABD de en çok satan kitaplar arasına giren bu kitabın yazarı Paul Findley, Amerika üzerindeki Yahudi baskısına bizzat şahit olmuş bir senatördür. Kitapta pek çok Amerikalı liderin konu ile ilgili açıklamalarına yer verilmiştir. İsrail'in Amerika ve dünya üzerindeki oyunlarını fark eden ve onlarla mücadele eden senatör Findley, senatodaki faaliyetleri süresince Yahudiler tarafından çeşitli yollarla tehdit edilmiştir. Bu kitabın çıkarılması Yahudi ve Masonları harekete geçirmiş, Findley senatodan derhal uzaklaştırılmıştır.




ABD POLİTİKASINI YÖNLENDİREN YAHUDİ ORGANİZASYONLAR

AIPAC:

İsrail'in Amerika'da faaliyetlerini yürütürken kullandığı örgütlerden birisi AIPAC'tir:

"AIPAC, dünya Yahudiliğinin beyni olan B'nai B'rith ile yoğun bir ilişki içinde çalışmaktadır." (They Dare to Speak Out, sh.185)

AIPAC, her ne kadar Amerika israil Halkla ilişkiler Komitesi olarak görev yapıyor gözükse de, asıl görevi Amerikan politikasını Yahudi men­faatleri doğrultusunda yönlendirmektedir. Bu paravan organizasyon, ABD başkanlık ve senatör seçimlerinde son derece etkili bir rol oynamaktadır, israil, taraftarı olan politikacıların senatoya girmesi için seçim kampanya­larına milyonlarca dolar yatırmaktadır. AIPAC'ın desteklediği adaylar için yaptığı bu harcamalar daha sonra fazlası ile geri dönmektedir:

"Bu kuruluşun 1984'de İsrail taraftarı adayların seçim kampanyaları için yaptığı harcama, 3.6 milyon doları bulmuştur. Bu yıl AIPAC için çok başarılı bir yıl olmuş, AIPAC kongredeki adayları sayesinde İsrail'e yapılan yardımı 1984'de 2.5 milyar dolara çıkartmıştır." (The Lobby, sh.188-195) Ürdün Kralı Hüseyin'i şu ifadeleri oldukça ilgi çekicidir: "ABD, AIPAC'ın, Siyonistlerin ve İsrail'in kendisi için çizdiği sınırların dışına çıkamaz." (5 Mart 1985, New York Times)

AIPAC'ın seçimlerdeki rolünü bilen senatör adayları, İsrail'i rahatsız edecek bir harekette bulunmaktan şiddetle çekinirler. Senatoya girdikten sonra da politik yaşamlarının devamı, yine israil ile olan ilişkilerine bağlıdır. İsrail aleyhine bir politika izlemeleri durumunda bu, senatörlüklerinin sonu olacaktır. ABD tarihi bunun örnekleri ile doludur. Charles Percy bu örneklerden sadece birisidir.

"Charles Percy, 1972'li yıllarda İsrail'e yardımı destek­lemiş, F.K.Ö.'nün terörist olduğunu söylemesi ile Yahudile­rin hoşnutluğunu kazanmış ve senatör seçilmişti. Ancak 1975'de Ortadoğudan döndükten sonra, Yaser Arafat'ın lehine demeç vermesi üzerine Yahudilerin gözünden düşmüş, binlerce mektup ve telgrafla Yahudilerce protesto edilmişti. AIPAC, 1984 seçimlerinden önce Percy'i ekarte etmek için kampanyalara başlamıştır. Kampanyalar ilerledikçe AIPAC Percy'i kötülemek için harcadığı parayı arttırdı ve rakibi Tom Corcoran'ı desteklerken harcadığı para 235.000 doları buldu." (They Dare to Speak Out sh.111)

AIPAC Başkanı Tom Dine konu ile ilgili şunları söylemiştir:

"ABD'de bütün Yahudiler Percy'i dışlamak için birleştiler. Bu, şu anda görevde olan bütün Amerikalı politikacılara gerekli olan mesajı iletmiştir." (27.11.1984, Yedi'ot Aharonot'a Jerusalem'de anlatıyor.)

Nitekim Percy o sene seçimleri kaybetmiştir.

AIPAC, Yahudi ya da Yahudi sempatizanı politikacıları, önemli devlet görevlerine getirir. Böylece ülkenin iç ve dış politikasına tam olarak hakim olur. Yaptığı faaliyetlerinde Senato'daki ve Beyaz Saray'daki bu adamlarından faydalanır. AIPAC Başkanı Tom Dine, Beyaz Saray'dan kendilerine yapılan yardımdan bahsederken şöyle demektedir:

"Beyaz Saray'daki arkadaşlarımız bizim en önemli destekçilerimizdir. “ (Peoples Almanac, sh.85)

AIPAC'ın ülke siyasetini yönlendirirken kullandığı metodlardan birisi de üst düzey yöneticilerle olan kişisel ilişkileri kullanması olmuştur. Amerikan başkanlarının kendileri ya da yakın dostlarının tümü Yahudi veya Masondur. Amerika'nın 33. Başkanı H.Truman, bunun örneklerinden sadece birisidir:

"Truman, Yahudi ve 33. dereceden Masondur." (Mimar Sinan, sayı 20, sh.67)

"Truman'ın finansörü ve en yakın arkadaşı olan Ed Jacobson da bir Siyonisttir. Truman, B'nai B'rith lideri Philip Klutznick ile yakın ilişkiler içinde olmuştur. Philip Klutznic, Eisenhover, Carter ve Johnson dönemlerinde de Beyaz Saray'la olan ilişkisini devam ettirmiştir. Klutznick gibi pek çok Siyonist lider, başkanlarla olan dostluğunu Yahudi menfaatleri doğrultusunda kullanmıştır." (They Dare to Speak Out sh.115, 116)

AIPAC'ın Masonik hedefleri doğrultusunda el attığı sahalardan birisi de üniversitelerdir:

"AIPAC, kampüslerde B'nai B'rith ile sıkı bir bağlantı içinde çalışmaktadır. Kampüslerdeki faaliyetlerde gerekli materyaller B'nai B'rith tarafından sağlanır." (They Dare to Speak Out, sh.181)

Böylece Yahudiler, Yahudi sempatizanı olarak yetiştirdikleri üniversite ve kolej öğrencileriyle antisemitist faaliyetlere engel olmaktadırlar.

CFR:

ABD dış politikasında etkili olan çeşitli Yahudi organizasyonlardan biride CFR'dir. Peoples Almanac isimli kitapta CFR ile ilgili yapılan açıklamalara göre CFR, dünya problemleriyle ilgilenen uzmanlar, iş temsilcileri, çeşitli kurum, kuruluş ve parti liderlerinden oluşan özel bir konseydir. Bu özel konseyin dünya politikası için aldığı kararlar, ABD'nin dış politikasında kilit bir rol oynar.. Konsey üyelerinin büyük bir kısmı Yahudilerden oluşmaktadır. Dolayısıyla konseyin israil'in menfaatini güden kararlar alması doğaldır. Birleşmiş Milletler, IMF ve Dünya Bankası gibi uluslararası alanda etkinliğini göstermesi açısından çarpıcıdır. Ayrıca, atom bombası hakkında görüş bildirmek için 1945'te kurulmuş Askerî Komite'de çoğunlukla CFR üyeleri yer almış ve II. Dünya Savaşı'nda atom bombasının atılması kararının alınmasında da etkili rol oynamışlardır.

Yine aynı kaynakta adı geçen. CFR üyeleri ise şöyledir:

Allen W.Dulles CFR'de 40 yıl direktörlük yapmıştır. Allen W.Dulles CIA'in kurulmasına öncülük etmiş ve CIA direktörü olmuştur. Hemen hemen tüm CIA Başkanları önceden komite üyeliği yapmışlardır. 1970'li yıllarda CIA Başkanlığı yapmış olan George Bush ve ayrıca William Colby, Richard Helmes, William Casey, komite üyesi CIA Başkanlarından bir kaçıdır.

ABD Başkanlarından Richard Nixon, General Eissenhower, Wohn Anderson, George Mc.Govern, Hubert Humprey ve George Bush ise bir dönem başkan ve başkan adayı olmuş bazı CFR üyeleridir.

ITT, IBM, STANDART OIL, NBC, WASHINGTON POST, TIME, NEW YORK TIMES gibi firma ve gazete sahipleri, üst düzey yöneticileri, bankacılar ve meclis liderlerinin konseyde görev çizelgesine üstünlüğü vardır.

ABD EKONOMİSİNDE YAHUDİLER

Yahudi ve Mason işadamları ilk kurulduğu yıllardan itibaren ABD eko­nomisinde söz sahibi oldular. Robert Moris, Yahudi bir bankerdi ve Amerikan ihtilalinin para kaynağıydı:

"19. yüzyıl başlarında Wallstreet'te kurulan ve buraya yatırım yapan bankaların hemen hepsi birer Yahudi kuruluşuydu. Kuhn, Loeb, Lozard Freres, Goldman, Lehman kardeşler bu Yahudi ve Mason bankacılardan sadece bir kaçıdır." (The Lobby, sh.84)

Bu işadamlarının en önemli özellikleri, maşa olarak kullanacakları Başkan ve Senatörlerin seçim kampanyalarına milyonlarca dolar yatırmalarıdır. Daha sonra da Yahudiler, yaptıkları harcamalarla, Amerika'nın iç ve dış politikasını kendi hedefleri doğrultusunda yönlendireceklerdir. Bu gerçek, bugün için de geçerlidir.

ABD günümüzde dünya ekonomisini yönlendirmektedir. Fakat bu büyük gücün kontrolü Yahudilerin elindedir. Dünyaca tanınmış şirketler ABD'li Yahudiler tarafından kurulan çeşitli organizasyonlara üyedirler. Bu organizasyonların asıl amacı, bütün maddi gücün Yahudilerin eline geçmesini sağlamak ve dolayısıyla ülke politikasını kendi menfaatleri doğrultusunda yönlendirebilecek bir güç oluşturmaktır. Bu organizasyon­ların başlıcaları Trilateral ve Business Round Table'dir.

AMERİKA'DA EĞİTİM VE YAHUDİLER

Yahudiler Amerikan eğitim sisteminde de son derece etkilidirler. Genç beyinler kolej ve üniversite hayatlarından itibaren birer İsrail taraftarı olarak yetiştirilirler. Pek çok üniversitede kuruluşundan itibaren Masonlar'ın etkisine rastlanır. Yahudi ve Mason öğretim görevlileri öğrencilere kendi fikirlerini empoze etmektedirler.

Amerikan Yahudi Eğitim Birliği ise Amerika'daki Yahudilerin eğitimi ile ilgili olarak 1939'da kurulmuş bir organizasyondur:

"Bu kuruluş Yahudi eğitimini, tüm Yahudi halkları için en önemli mesele olarak görmektedir." (Judaica cilt 2, sh.819)

Yahudiler, Amerika'daki üniversite öğrencilerini İsrail sempatizanı olarak yetiştirmeye çalışırken, aynı zamanda Amerika'daki Yahudi gençleri kendi çarpık felsefelerine göre eğitmektedirler.

İsrail lobisi, Amerika'daki kolej ve kampüsleri çok iyi bir bilgi edinme kaynağı olarak görür. Yahudiler bunu B'nai B'rith ile organizeye çalışan AIPAC gibi Yahudi kuruluşlarıyla yaparlar:

"AIPAC, 1979 yılında İsrail taraftarı öğrenciler yetiştirmek için bir program başlatmıştır. Bu faaliyetinde AIPAC, B'nai B'rith ile birlikte çalışır." (They Dare to Speak Out, sh.180)

Böylece İsrail, üniversite kampüslerindeki antisemitist faaliyetlerden haberdar olmakta ve Yahudi yanlısı propagandalar düzenli olarak organize edilmektedir.


Dartmunth ve Yale üniversitelerinin tevrat ve masonik kökenli logoları

Amerikan eğitim sistemini de Siyonizmin çıkarlarına uygun yönlendiren Yahudiler, bu amaçlarını kurdukları ve etkileri altına aldıkları eğitim kurumlarıyla gerçekleştirmektedirler. Amerika'daki bazı üniversitelerin yukarıda görülen Tevrat kaynaklı amblemleri, bunu açık şekilde vurgula­maktadır.

MOSSAD:

Görüldüğü gibi eğitimden ekonomiye ve siyasete kadar Yahudiler pek Çok alanda Amerika'yı kontrol altına almışlardır. İsrail Gizli Haber alma Örgütü MOSSAD da, Beyaz Saray ve Pentagon'a (Savunma Bakanlığı) kadar ülkenin tüm üst düzey yöneticiliklerine sızarak Amerika'nın iç ve dış politikasını gizli, en ince ayrıntısına kadar takip eder. Bu kilit noktalardaki Yahudiler, muhtemel bir antisemitist faaliyete karşı İsrail'i önceden uyarırlar. İsrail ABD'nin yalnızca iç ve dış politikasına değil, askerî ve savunma gücüne de tamamen hakimdir.

1979'da CIA konuyla ilgili 48 sayfalık bir rapor hazırlar:

"Bu raporun adı İsrail Yabancı Ajanlık ve Güvenlik Servisi'dir. Raporda MOSSAD'ın yıllardır yüksek mevkilerdeki hükümet yetkililerinden faydalandığından ve bu kişiler aracılığıyla bilgi ve materyal sağlamakta olduğundan bahsedi­liyor. Pentagon'da her ofiste en az bir Yahudi sempatizanı vardır. Ayrıca bazı personel üyeleri zaten İsraillidir." (They Dare to Speak Out, sh.149)


Savunma Bakanlığı müsteşarı Les Janka'nın şu sözleri ise son derece ilgi çekicidir:

"İsrail'in Pentagon (Savunma Bakanlığı)da en alttan en yükseğe tanıdıkları vardır. Sistemin tamamını bilirler. “ (They Dare to Speak Out. sh.142)

MOSSAD, ABD'nin geliştirdiği her türlü silahtan ve savunma teknoloj­isinden haberdardır. ABD'li üst düzey yetkililerinin bile bilmediği çok gizli belgeler MOSSAD aracılığıyla İsrail'in eline geçer.

3 Eylül 1979 sayılı Newsweek'de MOSSAD'ın hükümetin içinde ve dışında olan Yahudiler sayesinde ABD desteğini sağladığından ve İsrail'in ABD'nin İsrail'e vermek istemediği teknik bilgileri bu şekilde ele geçirdiğinden bahsediliyor. ABD Savunma Ofisi Müsteşarı David Mc Giffert:

"İsrailliler, daha benim masama ulaşmadan belgelerden haberdar olur" diyor. (They Dare to Speak Out, sh.151)

ABD'nin eski Suudi Arabistan Konsolosu John West ise şöyle demektedir:

"Hiçbir telgrafımda İsrail'i eleştiren birşey söylemezdim. Çünkü hiçbir sır İsrail'e gizli kalmaz. İsrail hükümeti daha Washington'a ulaşmadan olayları haber alır." (They Dare to Speak Out, sh.155)

Görüldüğü gibi Yahudiler ABD'nin istihbarat servisine dek ulaşmış ve ülkenin Savunma sistemini kontrol altına almışlardır. Böylelikle İsrail, güvenliği ve menfaatleri açısından son derece avantajlı bir durumdadır. Dolayısıyla İsrail aleyhine gelişebilecek herhangi bir olaya hemen müdahale edebilecek ve gerekli tedbiri çok önceden alma imkanı bulabile­cektir.

MOSSAD Amerika'daki faaliyetlerini gerçekleştirirken, basını da kul­lanmaktadır. Bu MOSSAD'ın dünya çapında kullandığı bir yöntemdir:

"MOSSAD, şu anda dünya basınını kontrol edebilmek amacıyla 250'den fazla radyo istasyonu, gazete, dergi ve yayınevi kullanıyor. Ancak, MOSSAD'ın bu tür faaliyetleri direkt olarak örgüt merkezinden yönetilmez. Bunların bir kısmı, değişik adlar altındaki Yahudi kuruluşları ya da çeşitli şubeler aracılığıyla hayata geçirilir. Aralarında NEW YORK TIMES, WASHINGTON POST gibi CIA'nin etkisi altında bulunan büyük gazeteler de var." (2000'ne Doğru)

Bu yayınlarda verecekleri haberlerde tamamen MOSSAD'a bağlıdırlar. Onların isteklerinin dışına çıkamazlar.

"Bir keresinde Washington Post'ta, Ortadoğu hakkında tarafsız haberler çıkmaya başlamıştı. Bunun üzerine, Wash­ington Büyük Yahudi Topluluğu Konsulü Başkanı Micheal Berenbaum ve yardımcıları, Washington Post'u ziyaret etmiş ve şöyle demişlerdi: 'Yapacağınız başka bir harekete müdahale edileceğini biliyorsunuz." (They Dare to Speak Out, sh.311, 312)

Bu yayınlar sayesinde MOSSAD, hem Yahudi propagandasını büyük bir rahatlıkla yapabilmekte, hem de yaptığı kirli işleri bu kitle iletişim araçları sayesinde gizleyebilmektedir. MOSSAD, Kennedy suikastinde de tüm dünyada kontrolü altında tuttuğu basın organlarını harekete geçirerek, suçu KGB ve MAFIA gibi örgütlere yüklemiş, tüm dikkatleri üstünden çekmişti.

MOSSAD, kontrolünde tuttuğu basın organları aracılığı ile, kamuoyunu yönlendirdiği gibi, bu gücü, Senatörler ve diğer üst düzey yöneticiler için de, bir tehdit unsuru olarak kullanmaktadır:

"Paul Weyrich (eski senatör) MOSSAD'ın basın gücünü şöyle anlatıyor: "Eğer onların hoşuna gidecek bir şey yaparsanız basın organlarında sizi överler. Eğer onları kızdıracak olursanız da tam tersi olur. Basın organlarında sizi rezil ederler." (They Dare to Speak Out, sh.36)

MOSSAD'ın hakim olduğu basın araçları arasında özel TV kanalları da bulunmaktadır. Örgüt, bu kurumların Yahudi başkanları ve yüksek düzey yöneticileri ile ilişki içindedir. Bunların arasında, NBC, ABC ve Körfez Savaşı'ndan bilinen CNN gibi televizyon kanalları da yer alır. Bütün bu şirketler, Yahudi sermayedarlar tarafından yönetilir:

CNN sahibi Ted Turner, ABC başkanı Leonard Johnson, CBS başkanı William Billy, NBS başkanı Alfred Selforman, ITF sahibi Lord Logrid.

A.B.D BAŞKANLARI

Eski ABD Genelkurmay Başkanı Thomas Moorer şöyle diyor : "Şimdiye kadar hiçbir başkanın İsrail'e karşı koyduğunu görmedim. İsrail her zaman istediğini elde eder. Amerikan halkı eğer İsrail'in hükümetimiz üzerindeki etkisini bilseydi, hemen ayaklanırdı. Milletimizin neler döndüğünden haberi yoktur." (They Dare to Speak Out sf.161)

Thomas Moorer, İsrail'in ABD yönetimindeki hakimiyetini cesurca ortaya koyan yöneticilerden biridir. ABD'nin kuruluşundan itibaren var olan Yahudi etkisi bugün de mevcuttur. Siyonist amaçlarını gerçekleştirmek için Yahudiler, örgütlenmelerini en yoğun ABD'de gerçekleştirmişlerdir. Ekonomik ve siyasal pek çok organizasyon Yahudi ve Masonlar'ın kontrolündedir ve bu organizasyonlar ABD'nin iç ve dış politikasını yönlendirecek güçtedir.

Yahudiler bu ve benzeri organizasyonları kullanarak ABD başkan ve senatör seçimlerinde son derece etkili rol oynamaktadırlar. İsrail yandaşı adaylarının seçim kampanyalarına milyonlarca dolar yatıran Yahudiler, daha sonra Beyaz Saray ve Senato'daki bu üyelere her istediklerini yaptırmışlar, bu kiralık yandaşlarını kendi menfaatleri doğrultusunda kul­lanmaktadırlar. ABD'de her seçim dönemi, İsrail'in menfaatini en çok koruyacak başkan ve senatör adaylarının başa getirilmesi ile sonuçlanır.

ABD'de her başkanın arkasında bir Yahudi danışman ya da finansör bulunur. Büyük çoğunluğu israil taraftarı olan kongre üyeleri, kongreden pozitif kararlar çıkmasını sağlarlar. :

"1948'den 1988'e kadar İsrail'e yapılan yardım miktarı 28 milyar doları bulmuştur." (The Lobby, sh.217)

Bu, kongredeki Yahudi taraftan üyelerin bir başarısıdır. Yahudi ve Masonların desteğiyle üst düzey bir mevkiye getirilen politikacının politik yaşamının devamı da, yine israil ve Yahudilere karşı izleyeceği tutuma bağlıdır. Liderler başa geçtikten sonra da israil'in istekle­rine göre hareket etmeye ve Yahudi örgütlerine verdikleri sözlere sadık kalmaya mecburdurlar. Charles Percy, 1972'de, Yahudilerin sempati­sini toplayıp senatör seçilmişti. Ancak 1975'de Ortadoğu'dan döndükten sonra Yaser Arafat'ın lehine demeç vermesi sonraki seçimleri kaybetme­sine mal oldu. Yahudiler tarafından başa getirilen başkanlar, senatörler ve diğer üst düzey yöneticileri, Yahudilere olan minnet borçlarını onlara hizmet ederek öderler. Zaten aksi bir tutum izlemeleri halinde bu onların politik yaşamlarına ve hatta bazen de canlarına mal olabilecektir. John Kenedy, yahudilere karşı çıkmayı denemiş ve bunu hayatıyla ödemiştir. Aşağıda bazı ABD başkanlarına ve bunların Yahudilerle olan ilişkilerine yer verilmiştir.

WOODROW WILSON

Wilson çocukluğundan itibaren babası tarafından bir Yahudi sempati­zanı olarak yetiştirilmiş ve Yahudilerin desteğini alarak başkan seçildikten sonra, bir israil Devleti'nin kurulması için mücadele etmiştir. Wilson'un politik yaşamı boyunca, pek çok Yahudi liderle bağlantısı olmuştur:

"Ünlü Siyonist lider Theodor Herzl'in Beyaz Saray'daki en yakın dostu Wilson'dur." (The Lobby, sh.17)

Wilson, diğer batılı ülkeleri de, Yahudilerin kutsal topraklarına dönmelerine ikna etmek için pek çok defalar batılı liderlerle görüşmeler yapmıştır. Peter Grose'un "İsrael's Mind of America" kitabında Wilson bu konuyla ilgili şöyle diyordu:

"Benim düşünceme göre, Kutsal Topraklar'ı tekrar oranın insanlarıyla doldurmaya yardım etmek zorundayız."


FRANKLIN ROSEVELT

Diğer A.B.D'li başkanlar gibi Roosvelt'de bir Yahudi dostuydu :

"Roosevelt'in en yakın arkadaşı ve danışmanı bir hahamdı. Stephan Wise isimli bu hahamın Roosevelt'in izlediği Yahudi taraftarı politikada çok önemli etkileri Olmuştur." (The Lobby, sh.24)

"Roosevelt dönemi Siyonistlerin A.B.D'de en rahat ve en yoğun faaliyet yaptıkları dönemlerden biri olmuştur. Roosevelt de Wilson gibi Amerikalı Yahudi­lere kutsal topraklarda bir Yahudi devleti Kurulması konusunda destek veriyor ve Siyonistlerle yaptığı gizli görüşmelerde dış politikasını onların isteklerine göre düzenleyeceğini söylüyordu."
(The Lobby, sf.24)


HARRY SALOMON TRUMAN:

"Harry S.Truman, A.B.D'nin 33. Başkanı ve 33. dereceden Masondur." (Mimar Sinan, s.20, sf.67)

Kendisine dedesi Solomon Truman'ın ismi verilmiş olan Salomon Harry Truman, Yahudilerden % 75 oranında oy toplayarak başkan olmuştur. Truman'ın en güvendiği danışmanı David Niles Siyonistlerin Beyaz Saray'daki silahıdır. "Truman Niles'e danışmadan Filistin hakkında hiçbir konuşma yapmaz ve hiçbir belge yayınlamazdı. " (Abraham L.Sachar The Redemption of Unwanted sf.192)

"Truman'ın en yakın arkadaşı ve finansörü olan Eddie Jacobson da bir Siyonisttir." (They Dare to Speak Out, sf.115)

Truman'ın bağlantıda olduğu Siyonist liderlerden biri de Chaim Weizmann'dir. Chaim Weizmann, İsrail'in kurucusu ve ilk Cumhurbaşkanıdır, aynı zamanda Dünya Siyonist Organizasyonu Başkanlığı yapmıştır.

"Truman'ın Yahudi dostları 1948 Mart ayında Chaim Weizmann'la Truman arasında gizli bir görüşme ayarladılar. Weizmann bu görüşmeden sonra Truman'ın desteğini kazandı. Aynı yıl Mayıs ayında Weizmann Beyaz Saray'a bir mektup yazarak Filistin'de bağımsız bir Yahudi devleti kurmaları durumunda A.B.D.'nin tanıyıp tanımayacağını sordu ve Truman onu destekleyeceğini belirtti." (The Lobby, sf.27)

O yıl seçimlerin olması, Truman'ın cevabını zaten belirlemiş oluyordu. Daha önce Truman bir grup New Jersey'li Yahudi tarafından şöyle uyarılmıştı:

"Filistin hakkında politikanızın bedeli 1948 seçimleri olur." (They Dare to Speak Out sf.116)

İsrail bağımsızlığını ilan ettikten hemen sonra Truman, ABD'nin İsrail'i tanıdığını açıklamıştır.



LYNDOON B.JOHNSON:

Johnson'un başkan olmasıyla Yahudiler için son derece olumlu bir dönem başlamış oldu. Birleşmiş Milletler israil temsilcisi I.L. Kenen, İsreal's Defence Line adlı kitabında Johnson'un Beyaz Saray'da gelmiş geçmiş en iyi Yahudi dostu olduğundan bahsetmiştir.


"Johnson döneminde İsrail'e yapılan ekonomik ve askeri yardım kredisi 15 milyon dolardan, 75 milyon dolara yükseldi. Üstelik Yahudiler bunun için lobi baskısı yapmaya da ihtiyaç duymamıştır." (They Dare to Speak Out.sf. 120)



RİCHARD NİXON:

A.B.D'de Yahudilerin seçimler üzerindeki etkisinin en güzel örneklerinden biri de Nixon'un başkanlığa getirilmesidir. Daha seçim kam­panyaları devam ederken Siyonistler sonucu belirlemişlerdi.. Dünya Siyonist Kongresinin o dönemdeki başkanı ve Dünya Siyonist Organizas­yonu kurucu üyesi Arthur Hertzbeerg, ki aynı zamanda kendisi ve altı nesildir ailesi hahamdır, seçim öncesi şöyle diyordu:

"Nixon'un geçmişte bize çok yardımı dokundu. Başkan olmayı hakketti." (The Lobby, sf.79)

Sonuç gerçekten Hertzberg'in belirttiği yönde oldu ve Yahudiler diğer A.B.D başkanları gibi Nixon'u da, kendi hedeflerine uygun olarak başa geçirdiler.

"Yahudiler o yıl, Nixon'un seçim kampanyaları için yapılan harcamanın % 50'sini karşılamışlardır." (The Lobby, sf.84)

Nixon başa geçtikten sonra da özellikle üç Amerikalı Yahudinin tavsiye­siyle hareket etti :

"Max Fisher, Birleşik Yahudi Hareketi'nin (U.J.A) başkanıydı ve Amerikan Yahudi Komitesinin idareci kadrosundaydı ve Nixon'un uzun süre maddi destekçisi oldu: Jacob Stein (Amerikan Yahudi Organizasyonları Başkanı)ve Arthur Hertzberg. Nixon, bu üçüne gizlice Brejnev'in kendisine söz verdiğini ve 38.500 Rus Yahudisinin Filistin'e göç edeceğini açıklamıştır." (The Lobby, sh.79)

Nixon'un Yahudilerin kongre üzerindeki etkisini ifade eden şu sözleri son derece ilgi çekicidir:

"Bütün mesele Kongre üyelerinin Yahudiler tarafından idare ediliyor olmasıdır." (The Lobby, sh.78)

JIMMY CARTER

Yahudi senatör Carter'in başkan olmasında AIPAC kilit bir rol oynamıştır. Daha sonra AIPAC, Beyaz Saray'daki gelişmeleri ayrıntılarıyla takip etmiş ve Kongre'deki kararların istediği yönde olmasını sağlamıştı. AIPAC, Carter'in Yahudiler lehine güttüğü Arap politikası hakkında Time dergisine şu demeci vermekte bir sakınca görmemiştir:

"insanlar daha önce Yahudi lobi­lerinin icraatlarını gördüklerini sanıyorlar. Ama henüz birşey görmüş değiller." (The Lobby, sh.104)

Carter, israil'e olan bağlılığını pek çok defa açıkça vurgulamıştır. Yahudi liderlerle Beyaz Saray'da yaptığı bir toplantıda Carter şöyle demiştir:

"İsrail'i üzeceğime, politik hayatıma son vermeyi tercih ederim.” (Middle East Contemporary Survey, sh.30)

Ayrıca Carter, bir röportajda İsrail'in kutsal topraklardaki hakimiyetine olan inancını şöyle vurgulamıştır: "İsrail'in başarısı politik bir mesele değildir, gerçekleşmesi şart olan bir inançtır." (21.6.1976 Time).

Jimmy Carter'in da diğer ABD başkanları gibi İsrail'in savunma gücüne önemli katkıları olmuştur:

"Carter dönemi, İsrail'in ABD'den en yoğun askeri yardım gördüğü dönemlerden biridir." (They Dare to Speak Out, sh.145)




RONALD REAGAN

"Albert Spiegel, uzun süre Reagan'ın finansörlüğünü yapan bir Yahudidir." (They Dare to Speak Out, sh.132)


Reagan, Amerika'daki Yahudiler'den % 40 oranında oy alarak başkan olmuş ve iktidara gelir gelmez Yahudilerle olan yakınlığını arttırmıştır. Reagan'ın 13 Aralık 1980'de Izak Şamir'le yaptığı, görüşmeden sonra İsrail'e yapılan askeri ve ekonomik yardımda meydana gelen büyük artış dikkat çekicidir. Reagan hem iç hem dış politikada Yahudilere çok geniş imkanlar tanımıştır. Reagan döneminde İsrail'e hiç bir dönemde olmadığı kadar askeri yardım yapılmıştır. Reagan'ın İsrail'e yaptığı sayısız yardımlar, onun ikinci defa başkan olmasını sağlayan en önemli faktördür:

"B'nai B'rith liderleri ve AIPAC'da Reagan'ı sonuna kadar desteklemişlerdir." (They Dare to Speak Out, sh.266)



Başkan Reagan, "Washington Büyük Locası"nda tekris edilmiş ve "Royal Arch" derecesine yükseltilmiştir.

Amerikan Dışişleri Bakanları her zaman İsrail yanlısı bir politika izlemiş ve Yahudi Lobisi'ne olan sadakatlerini ispat etmeye çalışmışlardır.

Amerikan Hükümeti'nin Ortadoğu'da izlediği politikaların bir numaralı sorumlusu olan James Baker'in, "mekik diplomasisi" adı altında bölgede kurduğu ikili ilişkiler de, İsrail'in çıkarlarını korumaya yönelik olmuştur.


Amerika Birleşik Devletlerinin kırkbirinci ve en son başkanı George Bush da, göreve seçilmesinden itibaren, İsrail yanlısı tutumuyla Yahudilere hizmet eden başkanlardan birisi olmuştur.

70'li yıllarda CIA başkanlığı yapmış olan George Bush, aynı zamanda, CFR ve TRILAT­ERAL gibi Yahudilerin yönlendirdiği ekonomik ve siyasal organizasyonların da üyesi olmuştur.

G.Bush, 1975 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda kabul edilen ve Siyonizm'i ırk ayrımcılığı olarak tanımlayan 3379 sayılı kararın iptalini savunarak, İsrail'e arka çıkmıştır. Şu sözler Başkan'ın tavrını ortaya koymaktadır: "Siyonizm'i ırkçılıkla özdeşleştiren Birleşmiş Milletler kararı bir an önce geri alınmalıdır... Her Ulusun doğal hakkı olan milliyetçilik İsrail'den esirgenmemelidir." (George Bush'un 23 Eylül 1991'de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmasından) (Masonluk ve Kapitalizm, Araştırma Yayıncılık, 1992, İst. S. 254-276)
yahudilik 7528706572025768632

Yorum Gönder

Ana Sayfa item

Bu hafta öne çıkanlar

E-posta bültenine kaydol